Baksı kimdir?
İptidai şamanizmde şaman ile tabibin aynı şahıs olduğu kabul görür.(1) Doğu Türkistan Türkleri, Yakutlar gibi, erkek şamana oyun derler. Kırgız-Kazaklarda şaman yerini tutan ve onun ödevlerini uygulayan kişiye baksı (görücü, gören, bakan) ya da bahşı denir.
Türkler genelde Şaman kelimesini kullanmazlar. Baksı veya Kam denilen, Bahşı, Bahşa olarak da bilinen, Şaman olarak Dünya’da genellikle eski hekimler için kullanıldığı gibi büyücüler için de kullanılan Türklerin Baksı olarak söylediği bakan, gören anlamında kullanılır. Yapılan araştırmalarda daha önce bahsettiğimiz beynimizin en arkaik bölümü dediğimiz beyin sapında ruhi görme fonksiyonları daha yoğun olarak bulunmaktadır. Parapsikolojide’duru görme’ denilen medyumluğun algı safhaları bu bölge ile alakalıdır. Dolayısı ile gören anlamında Baksı kelimesi, o trans halinde algılayıp görebilme, başka insanların göremediği bilgilere ulaşabilen insan anlamındadır.

Baksi Dansı
Orta Asya’da eski dönemde Baskı, Kam, şifacı veya tedavici diyebileceğimiz kişiler müzik ve dansı, toplum içindeki dengeleri sağlamak, ihtiyaçlara cevap vermek, hastalara şifa vermek, geleceğe yönelik tahminler yapılacak olayları kararlaştırıp bunları uygulama bilgisine ulaşmak amacı ile transa geçip aydınlanmak için kullanıyorlardı. Trans ve şifa için doğaçlama olarak yapılan bu müzik günlerce sürebilmekteydi.
Türklerde müzik ve dansla tedavi basit bir hekim işi değil, sosyo-kültürel ve spritüel bir fenomendir. Baksı veya Kam adı verilen tedaviciler, Türk kültürü ve günlük yaşayışında çok eski zamanlardan beri yer almaktadır. Bu kimseler toplumlarında tedaviciliğin yanı sıra birçok başka işlevi üstlenmişlerdir. Baksı, icra ettiği müzik, ritim ve danslarla bir sanatçı gibi görünür, ama o trans içinde sezgi bilgisinden bahsettiği için medyumdur. Toplumun ihtiyacı ve sorularına cevap verdiği için sosyolog, pedagog ve psikolog rolünü de üzerine almıştır. Ulaştığı transın sezgi neticesi oluşturduğu bilgi derinliği açısından, insanların duygularına yön verme imkânı sebebiyle hekim ve de manevi ihtiyaçlara cevap verme yeteneği ve konumu sebebiyle de ruhiyatçı rolünü oynamaktadır. Dede Korkut misalinde olduğu gibi: Dede Korkut bir yanda öğüt verir, bir yanda destan söyler, diğer yanda kopuz çalar, hasta tedavi eder ve çeşitli konularda iyi sonuçlar alınması için dua eder. Kazak ve Kırgızların inanışına göre, Korkut Ata en büyük velilerden sayılır. Kazakların kopuz ve tombure, dombra gibi sazlarını icat edenin de yine Korkut Ata olduğuna inanılır.(2)
Bilhassa Altay, Kırgız, Kazak ve Sibirya (Yenisey, Abakan) Kamları, yayla veya parmakla icra edilen Kopuz, Topşuur, Komuz, Kıyak gibi müzik âletleri ve çeşitli ritim sazlarıyla trans(3) haline geçip “Ataruhu” ile bağ kurup bu sezgi bilgisine ulaşmaya çalışırlardı. Müzik eşliğinde icra edilen danslar genellikle bazı kutsal figürlerin taklidi şeklinde olurdu. Kazak ve Kırgız Türklerinde müzik ve dans ile tedavi örneği olarak, çok eskiden beri devam eden bir dans olan Karacorga bir atın yürüyüşünü simgelemektedir. Kartal, kurt, ayı, geyik, kuğu, yedi evliya, at, kaz bu simgelerden bazılarıdır. Eski inanışa göre bu figürler Ataruhu´nu temsil etmektedirler. Elde edilen bilgi ile hastaları tedavi ederler, gelecekten haber verirler, toplum meselelerine çözüm getirirlerdi. Kam denilen, daha sonra İslâm dini tesiri ile Bahşı veya Baksı adını alan bu hekim-ozanlar için ilham ve sezgiye ulaşmak kolay bir şey değildi. Ancak Ataruhu bu seçimi yapar ve bu görev en uygun kişiye veya kişilere verilirdi.
Baksı dansı uygulaması
Günümüzde Kazak, Kırgız ve Altay Türklerinde hala yaşayan Baksı Dansı, Karacorga veya baksı tedavi seansı olarak bilinen bu seans, baksının dua ile Ataruhu’na iltica etmesi ile başlar.
Baksı dansında hedeflenen şey trans ve bu trans ile ata ruhu ile bağlantı kurmaktır. Bunun için vücuttaki manevi enerjiyi çalışır hale getirip derece derece yükseltmek gerekir. Onun dereceleri de kollar, omuzlar ve baştır. Sonra da bütün vücut ile emprovize hareketlerle devam edilir. En önemli nokta, başlangıçta ve bitişteki yer kontağıdır.
Yavaş yavaş ilk bağlantıyı kurduğu yerden ayağa kalkarken spiral şeklindeki el kol hareketleriyle spritüel enerjiye konsantre olup, o enerjinin kollarında oluşmasına çalışır. Bu sırada dombra, kılkopuz, şangobız, adlı enstrümanlar ve su sesi ile müzisyenler kendisine eşlik eder.
İkinci safhada adı geçen enerji omuzlara yöneltilir ve omuz hareketleri ile birlikte ritim ve melodi değişir. Fizik bedendeki son durak olan baş hareketi başladığında müzisyenler ritmi ve melodiyi uygun şekilde icra ederler.
Sonraki bölüm seansın en önemli yeri olup; baksı, bu bölümde serbest ritim ve melodi ile sezgilerine yönelir ve improvize (içine doğduğu gibi) dans ile trans (vecd, istiğrak, duyguların yücelmesi) haline girer. Trans sırasında hasta için neler yapılması gerektiğine ait bilgileri, sezgileri ile algılar ve uygular. Bu bölüm sonsuzluk ve ölümsüzlük, değişmeyen bilgi ile bir olma bölümü olarak tarif edilir.
Daha sonra dönüş başlar, baş, omuz ve kol hareketleri sıra ile uygulanıp yer bağlantısı sonucu oturularak seansa son verilir. Seansın süresini genellikle baksı tayin eder.
Adı geçen at yürüyüşünü temel alan ve günümüze kadar gelebilmiş tedavi dansı örneği olan Karacorga´nın (baksı dansı) benzer örneklerini Azerbaycan Gobustan kayalıklarındaki figürlerde görmekteyiz ki, bu da bu geleneğin 12.000 yıl öncesine kadar uzandığına dair önemli bir belgedir.(4)
Günümüzde Baksı dansı, R. Oruç Güvenç ve öğrencileri tarafından, Türk müzik ve hareket terapisi geleneğinin bir parçası olarak aktif müzik terapi seanslarında kullanılmaktadır. Yapılan çalışmaları izleyen fizyoterapistler, çalışmanın yavaştan başlaması, kademeli olarak hızlanması ve sonra tekrar yavaşlamasını, ayrıca detay organdan başlayıp tüm vücuda yayılması ve daha sonra tekrar detay organa dönerek sonlanmasını, modern fizyoterapi anlayışına uygun olduğunu bildirmişlerdir.
Kendine güven ve kararlılık
Nordoff Robins Müzik enstitüsünde özellikle otistik çocukların tedavisinde pentatonik müzik kullanılmaktadır. Bu müzik türünün kendine güven ve kararlılık hissi verdiği tesbit edildiği için otizmin açılmasında çok etkili olduğu görülmektedir. Bu müzik türünden piyano ile doğaçlama yapılıyor, çocukların bu müziği dinleyerek belirli bir zaman sonra bir takım hareketlere yönelmesi isteniyor.
Yapılan araştırmalarda beyin elektrosu çekildiğinde beyinde alfa ve teta ritmlerini etkileyerek artmasına ve transa sebep olduğu da bilimsel olarak gözlemlenmiştir.

Pentatonik müzik ve trans
Trans normal şartlarda kullanılmayan bazı nöronların kullanılır hale gelmesi ve insanın algılarının kapasitesinin artması ile alakalıdır. Normalde beyninin dokuzda birini kullanan bir insan transa girdiğinde ‘duru görme’ denilen normalde görülmeyen bilgileri algılayabilmektedir. Bu tür müziğin aynı zamanda, salgı bezlerini, kalp atışlarını etkilediği de gözlemlenmiştir.
Normalde beyinde on milyar kadar nöron vardır. Beyin hücreleri arasındaki iletileri sağlayan bir takım nörotransmitter denilen salgı maddeleri vardır. Bu salgı maddeleri azaldığı zaman beyin fonksiyonları da azalıyor. Örnek olarak Parkinson hastalığında dopamin miktarı azalmıştır. Demek ki nöronlar arasındaki akışkanlık çok önemlidir. Akışkanlık bozulduğu zaman hastalık ortaya çıkıyor.
Trans haline giren bir kişide beyinde birtakım değişiklikler meydana geliyor. Temporal lob, frontal lob ve pariyetal lob dediğimiz bölgelerdeki yoğunlaşma değişiyor, azalıyor ve arka oksipital adı verilen beyin sapı bölgesinde yoğunlaşma artıyor.
Beyin sapı dediğimiz yer vücudumuzda en arkaik bölümümüzdür. İlk Ademden bu yana, miras olarak kalan çok önemli bir organımızdır. Tevhide ait, alemlere ait taşıdığımız en eski bilgiler orada bulunur. Psikiyatrik Antropolog olarak da çalışan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi profesörlerinden. Dr Adnan Ziyalar ‘İnsanın orta beyninde öyle bir yer vardır ki oraya müzikten başka bir şey etki etmez’diyordu.
Nitekim Avusturya’da Meidling klinikte çalışan arkadaşlarımız nöroloji bölümü yoğun bakım ünitesinde komada olan hastalara sadece müziğin şifa verebildiğini, müzikle komadan çıkabildiklerini ve beyinde alfa ve teta dalgalarının yükseldiğini, hastanın komada iken transa girdiğini görmektedirler.
Trans halinde insan normal şuurla algılayamayacağı şeyleri algılamaya başlar ve esas insan orada ortaya çıkar. İnsanın ortaya çıkması için trans önemli bir vesiledir. Meditatif çalışmalar her türlü iç aleme yönelik ve insanın sonsuz imkanları ile bağlantı kurabilecek derecede samimi ve tesirli olursa trans hali oluşabilir. Bunu bir de müzik sağlayabilmektedir.
Bu açıdan müziği incelediğimiz zaman, müzikte transa götürücü ve trans halinde de sezgileri artırıcı bir özellik vardır. Pentatonik müzik de bu konuda önemli bir unsurdur. Bu tesiri nasıl yaptığı henüz bilinmemektedir.